Diyabet (Şeker) hastalarına beslenme önerileri


Diyabet (Şeker) hastalarına beslenme önerileri: Diyabet, günümüzde en yaygın olarak görülen hastalıklardan biridir ve diyabet yönetimi ve kontrolü hayati olarak çok büyük önem taşımaktadır. Yazımızda, diyabetlilere beslenme önerileri vermeye çalışacağız. İşte, detaylar;

Diyabet hastalarının diyet yönetimlerini ve kontrollerini ypabilmeleri için, plazma glukozunun normale döndürülmesi, öğünlerden sonra kan şekerinin oynamalarının baskılanması, obezitenin azaltılması ve diyet tedavisi çok önemlidir.

Diyabette diyet tedavisi neyi hedeflemektedir?

  • Adlosesanlarda normal gelişmeyi sürdürmek ve erişkinlerde de normal vücut ağırlığını korumak için yeterli kalorinin sağlanması,
  • Açlık glukozunun normal seviyesine döndürülmesi, diyet, aktivite ve ilaç tedavileri arasındaki dengenin sağlanması,
  • Trigliserit ve LDL’nin düşürülmesi, HDL’nin yükseltilmesi,
  • Kan basıncının düşürülmesi,
  • Makrovasküler ve mikrovasküler komplikasonların geciktirilmesi veya önlenmesi,
  • Hastanın genel sağlığının ve kondisyonunun iyileştirilmesi,
  • Yaşam trazının değiştirilmesi ve optimal beslenme.

Toplam diyet enerjisi ve vücudun ağırlığı:

Diyabeti olan yetişkinlerin beden kitle indeksi 19-25 kg/m2 oranında yani normal sınırlarındaysa, enerji ihtiyaçları ile ilgili detaylı tavsiyelere gerek kalmamaktadır. Tip2 diyabetli hastaların yaklaşık %80-90’ı obez olduğundan, kilo vermek genellikle beslenme tedavisinin ön amacını oluşturmaktadır.

Kalori kısıtlamasıyla 2 kg kilo verilse dahi;

  • İnsülin duyarlığı artmakta,
  • Glukoz kontrolü iyileşmekte,
  • Kan basıncını ve lipid düzeylerini iyileştirmekte,
  • Farmakolojik ajanların dozlarını azaltmaktadır.

Kilo vermek, insülin duyarılığının iyileşmesi ve glukoz alımının kontrolü ile ilişkili olup, ayrıca hepatik glukoz üretiminin azalmasıyla da ilgilidir. Glukoz intoleransı ve obezitesi bulunanlarda en yararlı tedavi, tıbbi beslenme tedavisi ve fiziksel aktiviteyle kilo kaybının olmasıdır. Tıbbi beslenme tedavisindeki amaç, kan glukozunun kontrolünü sağlamak ve bunu sürdürmektir. Bunun için, oldukça dengeli öğün planlaması ve kademeli kilo verilmesi gibi olguların sağlanması gerekmektedir. Buna göre;

  • Kalori kısıtlamasının orta derecede olması,
  • Vücuda alınan doymuş yağ oranlarının kısıtlanması,
  • Gün içindeki kalori alımlarının dengeli olarak güne yayılması,
  • Hareketliliğin veya fiziksel aktivitenin aşamalı olarak arttırılması,
  • Yeme alışkanlıklarının değiştirilmesi ile birlikte sağlıklı bir yaşam tarzının benimsetilmesi,
  • Psikolojik desteğin sağlanması.

Diyabet ve yağlar:

Diyabetin temel bileşeni atrogenezdir. Diyabet hastalarının diyetlerinde doymuş ve trans yağ oranlarını sıonırlandırlamaları oldukça önemlidir. Doymuş yağlardan alınan enerji, toplam alınan enerjinin %10’undan daha az olmalıdır. Şayet, LDL yüksekse bu miktarın daha da azaltılması önerilir. Poliansatüre yağlardan alınan enerji de toplam alınan enerjinin %10’undan fazla olmamalıdır.

Tip2 diyabetlilerde yağın sınırlandırılması:

  • Aşırı yağlı beslenme Tip2 diyabetlilerde zaten birçoğunda olan obeziteye yol açabilmektedir.
  • Lipid seviyesinin anormal olması, hem diyabetle hem de obeziteyle alakalıdır ve kişide kardiyovasküler riski arttırmaktadır. Doymuş yağların sınırlandırılması; LDL ve Tg azalmasını, HDL’nin yükselmesini sağlamaktadır.
  • n-3 yağ asitleri ise, reseptör sistemini uyarmakta, tg seviyesini pozitif olarak etkileyerek düşmesini ve HDL’nin artmasını sağlar. N-3 yağ asidi alımının yüksek olduğu toplumlarda KVH oranı düşüktür. n-3 üzerine gerçekleştirilen araştırmalar trombosit agregasyonunun istikrarlı olarak azaldığını, kan basıncının düştüğünü, endotel fonksiyonlarını iyileştirdiğini, anti-aritmik faydalarını güçlendirdiğini ve serum tg’yi düşürdüğünü göstermiştir.
  • Beslenme diyetiyle vücuda alınan yağın, toplam kalorinin %30’undan daha az olması,
  • Doymuş yağların toplam kalorinin %10’undan daha azı ile sınırlandırılması, LDL’si yüksek olanların %7 ile sınırlandırması,
  • Poliunsatüre yağların da %10 oranıyla sınırlandırılması,
  • Kolesterol tüketiminin günlük 300 mg ile sınırlandırılması, lipid seviyesi yüksekse 200 mg ile sınırlandırılması,
  • Zeytinyağı ve kanola yağlarının, toplam kalorinin %20’sini geçmeyecek şekilde orta düzeyde arttırılması.

Diyabet ve proteinler:

Proteinden alınacak olan enerjinin, toplam enerji miktarının %10-20’si kadar olması gerekir. Nefropati tanısı konulanlarda ve anormal mikroalbuminemisi bulunanlarda, kilo başına günlük 0,7-0,9 gram aralığında protein alımı minimum düzeyde olmalıdır. Yetişkinlerde günlük protein alımı kilo başına 0,8 gram kadardır. Bu miktar da diyet enerjisinin yaklaşık %10’u kadar olmaktadır. Avrupa ülkelerinin birçoğunda tüketilen günlük protein miktarı çok daha yüksektir. Şimdiye kadar elde edilen bulgular ışığında, böbrek rahatsızlıkları haricinde bu miktarın azaltılmasını gerektirecek bir durum yoktur. Ayrıca günlük protein alımının kilo başına 0,6 gramdan az olmaması gerekmektedir.

Protein bakımından zengin olan diyetler kısa zamanda kilo vermeyi sağlasa ve glisemik kontrolün iyileşmesine imkan verse de, bu tür beslenme diyetlerinin uzun vadedeki etkileri tam olarak bilinmemektedir.

Diyabet ve karbonhidratlar:

Tahıllar, meyveler, sebzeler ve yağı düşük sütlerdeki CHO’lar tavsiye edilmektedir. Diyet CHO (karbonhidrat) içeriği %45-55 aralığında tutulmalıdır. Ulusal Tıp Akademisinin raporuna göre, beynin fonksiyon görmesi için günlük alınması gereken minimum CHO miktarı 130 gramdır.

Karbonhidrat yönünden zengin bir diyet, VLDL ve tg sentezini uyararak serum tg seviyesini yükseltmektedir. Bu da HDL’yi düşürmektedir. Beslenme diyetinden yağların çıkartılarak, bunların yerine karbonhidrat konulması HDL’yi düşürdüğü gibi LDL’yi de düşürebilmektedir. Lif bakımından zengin, fakat yağ ve karbonhidrat bakımından fakir olan diyetlerin, diyabetin önlenmesi ve tedavi edilmesinde etkili olduğu belirtilmektedir.

Diyabet, vitaminler, mineraller ve takviyeler:

Diyabet hastalarına, diyetle yeterli vitamin ve mineral alımı dengeli ise, takviye alınması çoğunlukla önerilmemektedir.

Beta karoten, Se, E ve C vitamini gibi antioksidanların yüksek dozları, diyabet hastalarında kalbi koruyucu bir etki göstermediği gibi, anjiotensin dönüştürücü enzim (ACE) inhibitörü gibi türlü ilaçlardan daha aşağıda bir etkisi olduğu belirlenmiştir.

Diyabet ve alkol:

Alkol konusundaki önlemlerin tümü, diyabetli hastalar için de geçerlidir. Alkol tüketiminin diyabetli hastalarda hipoglisemi ve hiperglisemi oluşturduğu görülmüştür. Aşırı kilolu olanlarda, alkol fazladan ciddi bir enerji kaynağı demektir. Bunun yanı sıra kan basıncının artmasına yol açabilir, trigliserid seviyesini yükseltebilir ve vücut yağ depolarını arttırabilir.

Pratik diyet önerileri:

Diyabetik obez hastalarda çok az kilo kaybının bile lipidler, glukoz ve kan basıncı düzeylerinde ciddi faydaları vardır.

  • Hastaya yoğun olarak insülin tedavisi yapıldığı zaman, yemekten önceki insülin öğündeki karbonhidrat miktarına bağlı olarak ayarlanmalıdır.
  • Sükroz içeriği olan besinlerin sınırlandırılması gereksizdir ve başkaca karbonhidrat kaynaklarının yerine tüketilebilir.
  • Yağların tamamı kalori yönünden oldukça yoğundur ve fazla tüketilmesi durumunda kilo alınmasına yol açar.
  • Doymuş yağlar, toplam enerji alımının %7’sinden az olmalıdır.
  • Proteinler, plazma glukoz konsantrasyonunun yükselmesine yol açmaz.
  • Aşırı tuz yüksek tansiyona yol açar ve yemeklere konulan tuz kesinlikle sınırlandırılmalıdır.

1 Yıldız2 Yıldız3 Yıldız4 Yıldız5 Yıldız (Bu yazıyı oyla)
Loading...



Konu hakkında yorum yap veya soru sor